Bu gadget'ta bir hata oluştu

28 Mart 2012 Çarşamba

Rüzgarla Gelen Aşk Havası “El Yazısı”

Uzun bir kışın ardından güneşli ve ılık günler görünmeye başladı. Mart sonu Nisan başı ısınmaya başlayan hava, mis gibi açmış mimozalar, manolyalar... En sonunda bu sene İstanbul’da doğru düzgün bir bahar mevsimi yaşayabileceğiz galiba. Havanın haline uygun olarak herkesin içinde bir kıpırtı, bir heyecan, bir neşe... kendini herşeyi yapabilecek kadar güçlü hissetme halleri, bir yandan da bir tembellik, bir yorgunluk...

İşte tam bu ruh halleri içindeyken önce kulağıma bir şarkı çalındı. Sakin ama neşeli, içinizi ısıtan, Aşk üzerine... Jehan Barbur “ElYazısı” filmi için söylüyor. İnsanın hemen havasını değiştiren, yüzüne kocaman bir gülümseme yayan bir şarkı...

Peki ya film? “El Yazısı” Altın Portakal ödüllü Ali Vatansever’in ilk filmi. Muhteşem doğa ve Göynük manzaraları içinde samimi aşk hikayeleri anlatan sakin, keyifli ve neşeli bir film. Tam da bu mevsime göre... Hele de karamsar haberler ve soğuk hava içinde geçirdiğimiz bir kışın ardından ümit veren, kalbinizi harekete geçiren, “oh be” dedirten bir film olmuş. Hepimizin bu duygulara ihtiyacı var bence bu aralar. Özellikle de bahar havası ile hareketlenmeye başlayacak gönüllere cesaret olması açısından (artık bu son cümleyi filmi izleyenler anlayacak ;) ).

Tavsiyem dışarlarda dolaşıp temiz bahar havasının çarpmış hali ile mutlaka sinemaya gibip “El Yazısı”nı izleyin, kalbinizi ve gönlünüzü benzer bir hava ile “aşk” havası ile doldurun...


El Yazısı” Herkesin Veremediği Bir Aşk Mektubu Vardır...
Yönetmen / Senarist: Ali Vatansever
Oyuncular: Cansu Dere, Sarp Akkaya, Baran Akbulut, Wilma Elles, Sercan Badur, Bahtiyar Engin, Kenan Bal, Salih Kalyon, Deniz Ali Akbaş, Ezgi Gör  

Bu arada, “El Yazısı” Türkiye’de imece usulü ile çekilen ilk film. Ayrıca film ekibi Göynük’te çekim yaparken sebep oldukları karbon salınımı için bölgeye 25 adet ağaç dikmiş. Bu çevreci ve incelikli yaklaşımlarından dolayı da kendilerini tebrik etmek lazım. 

Çocukla İstanbul / 1

Çocuklu hayata geçiş ile insan daha bir organize ve çevresine dikkatli oluyormuş. Doğru gerçekten de, eskiden kaldırımların neresinde rampa var, hangi taraf daha düzgün, nerenin girişi basamaklı vs dikkat etmezken artık bir sürü detayı gayet iyi biliyorum. Dolayısı ile İstanbul’un nerelerine gitmeyi tercih ederim ya da etmem yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Ne yazık ki İstanbul pek çocuk/bebek dostu bir kent değil. Parklar, bahçeler ve güvenlik konusunda ciddi eksiklikler var. Kaldırım rampaları, bebek bakım odaları gibi konularda son yıllarda gelişmeler başladı. Ama allahtan insanımız o kadar yardımcı ki, en zor durumdayken mutlaka birisi çıkıp size yardım ediyor. Yani, İstanbul çocuk dostu değil ama insanı kesinlikle çocuk dostu :)

Pek çok restoran ve cafe artık menüsüne çocukların da yiyebileceği sağlıklı yiyecekler eklemeye başladı, mama sandalyeleri bulunur hale geldi (teşekkürler Ikea!).  Ama yine de personel ilgisi ve yardımına ihtiyaç duyulduğu durumlar da yaşanıyor. Ya da, şöyle söyliyeyim, yardımlık özel bir durum olmasa bile, siz elinizde bebek arabası ile debelenirken birisinin sizin için sandalyeleri çekmesi, birşeyleri kaldırırken yardım etmesi, ya da çocuğu uyuttuğunuzu görüp soğumasın diye kahvenizi sonra getirmesi gerçekten çok iyi oluyor. İşte bu nezaketi gösteren ve ailece gidilen bir yemekte bizleri çok rahat ettiren Suadiye Sushico ekibine çok teşekkürler. Çocukla gidilecek restoranlar listemizin başında yer alıyorlar artık...